Anasayfa
Çocuklar İçin Felsefe
Gençler İçin Felsefe
Felsefe Yazıları
Felsefe Nedir?
Söylem Nedir?
FELSEFE TÜRK' ün Amacı Nedir?
Atatürk Milliyetçiliği Fel. Giriş
Gönül Bilimlerine Giriş
Türk Felsefecileri
Dünya Felsefecileri
Videolar
Mustafa Altınay Kimdir?
www.felsefeturk.com
Boğazlıyan Kaymakamının asılarak şehit edilişi...

Boğazlıyan Kaymakamının asılarak şehit edilişinin pretosto mitingi...

Ermeni'ler 1. Dünya Savaşı sırasında Rus işgal kuvvetlerinin de yardımıyla Doğu
Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurmak için isyan etmişlerdi. Taşnak ve Hıncak adlı Ermeni çeteleri kurulmuş Türk halkına vahşet ve dehşet saçarak terör yaratıp müslüman halkı göç ettirerek nüfus dengelerini kendi lehlerine değiştirmek istiyorlardı. İşte Ermeniler kendilerinin yoğun olarak yaşadığı yörelerdeki nüfus dengesini ve dünya kamuoyunu kendi lehlerine çevirmek amacıyla önce bölgesel isyanlar, sabotajlar ve ardından da Padişah 2. Abdülhamit'e suikast düzenlemişlerdi. 1. Dünya Savaşının 1914 yılında çıkması ve savaşın en önemli aktörlerinden birisinin de Osmanlı İmparatorluğu olması Ermeniler'in önüne tarihi bir fırsat çıkarmıştı!.. Zira Türk Orduları yedi ayrı cephede savaşa tutuşmuş, ülkede Ermenilerin yaşadığı bölgeler de dahil bir çok yöre Rus işgali altına düşmüş, cephe gerisindeki Türk nüfus her türden saldırıya açık hale gelmişti.
Ermeniler işgalci Rus Ordusunun milis güçleri şeklinde örgütlenerek müslüman yerleşim bölgelerine baskınlar düzenlemeye ve onları toptan bir soykırıma tabi tutmaya başlamışlardı. Türk varlığını Avrupa'dan Bulgar, Rum, Sırp, Romen ve Karadağ'lıları örgütleyip isyan ettirerek silmeye çalışan Rusya, Anadolu'da da Ermenileri kullanmışlardı. Sırp'ların, Bulgarların, Rumların Ruslarla işbirliği yaparak müslüman halka karşı uyguladıkları soykırımın yakın tanıdıkları olan İttihat ve Terakki yöneticileri tarihten aldıkları ibretle Anadolu'da Ermenilerin aynı türden bir soykırım yapmalarını önlemek amacıyla harekete geçmek zorunda kalmışlardı. Nitekim Ermeniler kendilerinin de bağımsız bir devlet kurmak hakkına sahip olduklarını düşünerek saldırılara ve katliamlara başlayınca o zamanki İttihat ve Terakki yönetimi son derece haklı olarak Türk Milleti'nin Anadoludaki varlığını korumak ve güvence altına almak amacıyla Ermenilerin Anadolu'dan göç ettirilmesine karar vermişti. Ermeni Tehçir'i de denilen bu olayın sebebi Ermeni'lerin erkekleri cephelerde savaşan Müslüman Türk komşularına karşı gerçekleştirdikleri saldırılarıdır. Devlet saldırıya uğrayan halkını koruyabilmek amacıyla böyle bir önlem almıştır. Bir millet istiklalini ve vatanını tehdit eden her türden saldırganlığa karşı her çeşit önlemi alma ve uygulama hakkına sahiptir. O zamanki yöneticilerde bunu yapmışlardır.
Osmanlı Devleti savaştan yenik çıkıp, ülke işgal edilmeye başlayınca İstanbul'daki gafil, korkak ve aynı zamanda hain olan 1. Damat Ferit Paşa hükümeti Ermeni kamuoyunu memnun etmek, zevahiri kurtarmak ve icray-ı hükümet etmeye devam edebilmek amacıyla Ermeni Tehçir'i ile ilgili eline geçirebildiği bütün vatansever, milliyetçi görevlileri yargılamak üzere; "divan-ı harp örfisi hakkında kararname" yayınlamıştır.
Bizim buradaki amacımız tarih dersi vermek değil, tarihten ders alınmasını sağlamaktır. Bu vahim ortam içerisinde yapılan bir sözde yargılama sonucunda idam edilen bir vatan evladı var ki; onun trajedisi dünya durduğu sürece Türk'üm diyen herkesin yüreğini sızlatacak, gözünü yaşartacak ve içini yakacak niteliktedir.
Sözünü ettiğimiz kişi Mehmet Kemal nam-ı diğer Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'dir. Kaymakam Kemal ve arkadaşları 30 Ocak 1919'da Konya'da tevkif edilerek İstanbul'a getirilip orada güdümlü bir mahkeme tarafından yargılanıp idama mahkum edilecektir!...
Yukarıda sözünü ettiğimiz kararnameye dayalı olarak kurulan divan-ı harp mahkemesinin reisliğine atanan Hayret Paşa günlerce vicdan muhasebesi yapmış Kemal Bey ve diğer tutuklu devlet görevlilerine yapılan haksızlığa dayanamamış ve Ferit Paşa ile şiddetli bir münakaşa sonucunda görevinden istifa etmiştir. Hayret Paşa'nın yerine Kürt Mustafa Paşa veya nam-ı diğer Nemrut Mustafa Paşa adlı kişi getirilmiştir. Kaymakam Kemal Bey'i idam eden heyet başta Reis Kürt Mustafa Paşa, Şevket Bey ve Artin Efendi'den teşekkül etmişti. İddia makamında da Sami Bey bulunuyordu. Türk Milleti vatan evlatlarını yargılayarak mazlumları idama mahkum eden, adalet yerine zulüm dağıtan bu kukla heyeti vicdanında mahkum etmiştir.
Her safhası hukuk ve devlet adına bir ibret ve trajedi olan bu yargılamaya kısaca değinmekte yarar vardır.



İlk duruşmada söz alan savcı Sami özetle şunları söyler: "Yüce mahkeme heyeti faciaların ve bilinen zulümlerle devletin ve milletin temiz geçmişine sürülen lekenin; amilleri ve sebepleri hakkında gereken kanunu eksiksiz biçimde uygulayarak, adaletin nuruyla temizlemekle yükümlüdür. Asırlardan bu yana Osmanlı Saltanatı altında refah ve mutlu olarak yaşayan Müslüman olmayan unsurların sebep oldukları olayların yönetim hatalarından çok dış telkinlerden doğduğunu ispat ediyor. Suçlara ait evrak dosyalarıyla, ecnebi matbuattan aldığım kanaatlara göre, Ermeniler olağanüstü teşkilatlarıyla Osmanlı Vilayetlerinde en önemli ve sınır yönünden en tehlikeli bölgelerinde bazı önemli hareket ve tertiplerde bulunmuşlardır. Bunun üzerine eski hükümet 1915 senesi Mayısında tehcire başvurmuştur. İşte bu tedbirsizlikten şahsi menfaatlarını temin amacıyla bazı hareketler, bilinen faciaları meydana getirmişlerdir."
Devletin ve milletin temiz geçmişine sürüldüğünü söylediği lekeyi çıkarmak üzere mahkeme bula bula küçücük bir kasabanın kaymakamını bulmuştur. Sahipsiz, samimi ve vatansever bir Türk çocuğudur karşısında. Ona destek verecek ne yüksek erkandan birisi vardır, ne de iç ve dış basından bir desteği. Savcı devletin bekası, milletin selameti bakımından asıl tehcir emrini veren ve uygulayan "İttihat ve Terakki" yöneticilerini ele geçiremediği için; saf bir Anadolu çocuğundan hıncını çıkarmaya çalışmaktaydı.
Kemal Bey'in tek suçu o zamanın içişleri bakanlığından aldığı emri yerine getirmesidir. Bu emir şudur: "Kazanız dahilinde bulunan bütün Ermenilerin 24 saat içinde yola çıkaracaksınız, bunların sevk edileceği istikamet Suriye'dir. Şifrenin alındığının acele bildirilmesi". Kemal Bey kendisini yargılayan mahkemenin de varlığının borçlu olduğu bir devletin emirlerini yerine getirmiştir. Öncelikle şunu ifade etmek gereklidir ki, eğer Kaymakam Kemal Bey gibiler o emirleri yerine getirmemiş olsalardı, büyük bir ihtimalle ne Kemal Bey'i yargılayacak o mahkeme olurdu ne de o bölgelerde Müslüman topluluk kalırdı.
Neticede savcı Kemal Beyin en şiddetli bir şekilde cezalandırılmasını istiyordu. Mahkemenin bu tavrını gören Ermeni komitecisi, Taşnak ve Hıncak adlı Ermeni örgüt üyesi olan ne kadar insan varsa ortaya çıkıp, Kemal Beyin yaptığını iddia ettikleri çeşitli cinayet senaryoları ürettiler. Tamamen mahkemeyi yönlendirmeye yönelik iddia ve ithamın dışında hiç bir delil ve ispat ortaya koyamadılar. Buna rağmen Ermeni Komitecilerin devşirip getirdikleri küçücük çocuklar dahil olmak üzere bütün yalancı şahitleri mahkeme büyük bir dikkatle dinledi. İntikam duygusu ile kendinden geçerek adeta kudurmuş bir iftira kasırgası arasında yalnız başına kalmış olan Kemal Bey sonucu belli olan bu sözde mahkemede savunma yaptı.
-"Söylenenlerin hepsi yalan ve uydurmadır. Ben ne bunların dedikleri köylere gittim, ne de oralardan geçtim. Buruda vuku bulduğunu söyledikleri cinayetlerden haberim yoktur. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek! Rica ederim, bu vahşeti kim yapar? Bu derece kötü bir iş yapacak insan tasavvur edemiyorum. Söylenenlerin hepsi yalandır. Hiç birini ispat edemezler".
Uzun süren "kurgu-yargı" sırasında kendisini savunmaktan çok, zamanın olaylarının gerçeğini anlatan Kaymakam Kemal'in şu sözleri de oldukça manidardır: -"Düne kadar bir hey'et-i hakime vaziyetinde olan sizler, şu dakikada bir mahkeme-i tarih sıfatını iktisap etmiş bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından itlaf (öldürülme) edilen din ve ırkdaşlarının matem-i hicranı Müslümanların yüreğini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkın hayatını tahrik etmekten hali kalmadığı, Ermeniler ise daima Rus ordularının kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak ekseriye memleketin asker kuvvetinden mahrum bulunmasına güvenerek facialar yapmaktan hali kalmamaları, ihtimal ki, iddia edildiği gibi Yozgat Livası (vilayet) dahilinde sevk edilen bazı Ermeni muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlar hakkında irtikap ettikleri her nev'i facialara şahit olmuş asker kaçaklarının tecavüzüne sebebiyet vermiştir. Ancak askerde mağlup durumumuzun aleyhimize husule getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla, iddia makamının da talebi üzre, kurbanlar verilmesi bir siyaset iktizası farz ediliyorsa, bu kurban ben olamam; siz kurban seçmekle değil, ancak hak ve adalete binaen hükmetmek vazife-i vicdaniyesiyle mükellef bir heyeti celiliyesiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, her halde bütün bu işlerin mürettib veya nazımı benim gibi küçük bir me'mur bulunacak değildir."
O ne derse desin hakkında birileri kararını çoktan vermişti.


Duruşmalar birbirini izliyordu. Masum insanların arasına katılan silahlı ermeni komitecileri sürekli olarak "ben biliyorum, ben de işittim...... İşte bu adamdır kardeşlerimizi kesen.." demeğe zorluyor ve teşvik ediyorlardı.

Mahkeme heyeti Kürt Mustafa Paşa başkanlığında 8 Nisan 1919 tarihinde, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i idama mahkûm eder. Padişah Vahdeddin 9 Nisan'da kararı imzalar.
10 Nisan 1919 Perşembe günü akşama doğru idamın Beyazit Meydan'ında yapılacağını öğrenen halk akın akın bu meydanda toplanmaya başlar. Bütün halk bu feci manzarayı görmeğe gelmiştir.

Zamanın Dahiliye Nazırı Mehmet Ali ile Adliye Müsteşarı ve meşhur İngiliz Muhipler Cemiyeti Reisi Sait Molla Perşembe günü bilhassa Türk vatanperverlerinin Kemal Bey'i kaçırarak, Anadolu'ya geçireceklerinin haberini almış olduklarından ertesi günün sabahını bile beklemeden, Perşembe akşam üstü Kemal Bey'i astırmak için bütün imkanlarını seferber etmişlerdi!!!
Hava kararmaya yüz tutmuştu. Beyazit Meydanı'nı dolduran mahşeri kalabalığın bir anda sustuğu görüldü. Kimse nefes bile almıyordu. Harbiye nezareti kapısından çıkan süngülü bir müfreze askerin ortasında, yüzü gözü solmuş, üstünde beyaz bir gömlek bulunan, takriben 35-40 yaşlarında, mağdur Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey görünmüştü. Yavaş yavaş yürüyor, darağacına yaklaşıyordu. Oldukca metin ve sakindi. Mukeddesatına kendisini teslim etmiş gibi idi. Hiç metanetini bozmadan, celladın uzattığı beyaz gömleği giymiş, son sözleri olarak halka şöyle hitap etmişti:
-"Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben ma'sumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet. Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin. Yaşasın Millet!"

Son sözlerini tamamlayan Kemal Bey; darağacındaki ilmiği boynuna takar ve sonuç malum. Ancak bütün bu aşamalardan daha dramatik olan bir süre sonra yaşanacaklar olacaktır. Oğlunun idam edildiğinden haberi olmayan Kemal'in babası Arif Bey, her günkü gibi Kadıköy'deki evinden kalkmış, oğluna yemek götürürken, Beyazid Meydanına gelince, bu kalabalığı görmüş ve oradakilere ne olduğunu sormuş:
-Bir adam asıldı, ona bakıyoruz! Cevabını alınca birden bire irkilen Arif Bey kalabalığı ite kaka ilerliyor ve sehbanın karşısına gelip de orada asılı duran evladını görünce, feryadı koparıyor.

O esnada idam merasiminde hazır bulunmak üzere orada hazır bulunan resmi zevattan Merkez Kumandanı Osman Şakir Paşa, Arif Bey'e doğru koşarak;
-Kimsiniz? diyor ve bir inilti halinde çıkan;
-Babasıyım!... sesini duyar duymaz, kıpkırmızı kesilerek, tir tir titriyor.
-Emriniz? diye soruyor, bir anda dünyalar başına çökmüş gibi bitmiş, perişan olmuş babanın ne emri olabilir o anda:
-Evladımı bana veriniz! diyor bunun üzerine Osman Şakir Paşa'nın: "İndirin" emriyle sehpadan indirilen oğlunun cesedine sarılan baba, onu koklayarak öpüp sevdikten sonra Kemal Bey'in cesedi, o gece Beyazid Camiinin gasil hanesine bırakılarak, ertesi günü halkın iştirak ettiği büyük bir merasim ve göz yaşları arasında Kadıköyü'ne naklediliyor.
Bir millet'in yıldızı sönmeye görsün bütün kahpelikler, kalleşlikler ve ihanetler üst üste gelir. İçimizi yakmak ne kelime kavuran Kahraman Kemal Bey olayı Osmanlı'nın tükeniş döneminin eseridir. Yıkılış dönemleri, erdemlerin, ahlakın, faziletin ve değer hükümlerinin de tepe taklak olduğu dönemlerdir. Eğer bir ağaç kendi dalından yapılan balta ile kendi kökünü tahrip etmeye başlamışsa hiç bir güç onu ayakta tutmaya yetmez. Nitekim Osmanlı'yı da hiç bir tedbir ayakta tutamamıştır. Bunun sebebi de Osmanlı Devletinin kökünün değil, gövdesindeki asalakların emrine girmesidir.
Türk istikbalinin genç evlatları içlerini sızlatan binlerce olayı her an yeniden yaşamak istemiyorsa, tarihten ibret almalıdır. Bugün bu olayların onlarca benzerini her an yaşanmaktadır. Bozgunculuğun, bölücülüğün, hainliğin, korkaklığın, acizliğin ve gafletin kol gezdiği ülkemizde dostu ve düşmanı çok iyi tanımak gerekir. Kaymakam Kemaller bir milletin kendi elleriyle ödediği bedellerdir. Onu ve onun ödediği bedelin manasını çok iyi bilmek; zira bu Türk Gençliğinin bir vefa sorunu olmasının ötesinde bir var olma yok olma sorunudur.

Açılış Sayfası Yap | İletişim
  TurkProg Sitemiz Bugün 120 Defa Ziyaret Edilmiştir.